Depresyon, toplumda yeteri kadar tanınmamakla birlikte depresyonla ilgili pek çok yanlış bildiklerimiz söz konusu.
Yanlış inanışlar insanları profesyonel tedavi aramaktan alıkoyarken tedavilerin de yetersiz kullanılmasına yol açmaktadır. Bu yazıda depresyonla ilgili yanlış bilinenler ve 'gerçekçi depresyon' hakkında bilgiler bulacaksınız.
Üzüntü depresyon değildir. Ya da depresyon üzüntünün abartılmış hali değildir.Üzüntü; kaybı ve hayal kırıklığı yaratan olumsuz bir olayı çarpıtmadan tarif eden gerçekçi algılar tarafından yaratılan normal bir DUYGUDUR.
Depresyon ise, her zaman, bir şekilde çarpıtılmış düşüncelerin neden olduğu bir psikolojik rahatsızlıktır. Hayatındaki bazı durumlara bağlı normal bir üzüntü yaşayan kişi, bazı şeylere istek duyabilir ve zevk alabilir. Ama depresyon herhangi bir durumla başlamış olsa da, kişinin her şeye karşı ilgisini kaybetmesi ve zevk almaması ile devam eder. Sadece üzüntü veren alanlarla sınırlı değil, her alana yayılmış bir isteksizlik, karamsarlık, kendine güvensizlik vardır. Depresif duygu hali artıp azalsa da uzun bir süre boyunca devam eder.
Depresyon ''zayıflık'' göstergesi değildir.
Depresyon bir rahatsızlıktır ve irade ile ilişkili değildir. Depresyon sırasında sinir sisteminde bazı hormonlar düzensiz salgılanmaktadır. Depresyonda görülen uyku, iştah, konsantrasyon zorunu, halsizlik gibi fiziksel belirtiler, bu biyolojik bozukluğun göstergesidir.
Depresyon kendiliğinden geçmez.
Depresyon yaşayan kişilerin en az yarısı kendiliğinden düzelse de tedavi edilmeği takdirde bir kısmı süreklilik kazanır. Bir kısmı da kısmen düzelse dahi bazı belirtiler dalgalanarak hafif derecede ömür boyu devam edebilir. Tedavi edilmeyen bir depresyon dönemi, kendi doğal seyrinin sonunda geçse dahi ortalama 9 ay sürmektedir. Bu süre içine yukarıda beklirtilen depresyon belirtileri kişinin yaşamında önemli kayıplara neden olur. Örneğin;
Konsantrasyon, uyku ve enerji sorunu yaşayan birinin işi ve okuldaki başarısı düşer.
Huzursuzluk, cinsel isteksizlik, sinirlilik, hareketsizlik yaşayan biri ilişkisinde bozulmalar yaşar.
Depresyon düzelir.
Uygun bir tedavi ile depresyon ortadan kaldırılabilir. Değişimin ve iyileşmenin en sık nedeni tedaviye uyumsuzluktur. İlaç tedavisi ve psikoterapi ile sihirli değnekle dokunur gibi hemen değişimin olacağını zannetmek gerçekçi bir beklenti değildir.
Çocuıklarda da depresyon görülebilmektedir.
Çocuk ve ergenlikteki depresyonun belirtileri yetişkinlerden biraz farklı olduğu için fark edilemeyebilir. Yetişkinlerde çoğunlukla belirtiler isteksizlik, karamsarlık, yoğun depresif duygudurumken, çocuk ve gençlerde öfke, sinirlilik, içe kapanma ve davranış problemleridir. Çocuk ve gençlerde duygu değişimi hızlıdır. Dikkat ve öğrenme sorunu yaşayan, anne-babadan ayrılığa yoğun tepkiler veren, şiddetli ve uzun süreli korkuları olan çocukların depresyon geçirme riski daha fazladır. Ailesinde depresyon geçirmiş birisi olan çocuklar, dha düşük düzeyde stresle depresyona girebilir. Çocuklar ve gençler akıllarına geleni yapmakta sabırsız yani dürtüsel oldukları için, ümitsizlik ve ölüm arzusunun intihar girişimlerine yol açması daha kolaydır.
Depresyon, yaşanan sıkıntıların doğal sonucu değildir. Depresyonu düzeltmenin yolu, sorunları ortadan kaldırmak değildir.
Çünkü sorunlar, yaşamın doğal bir parçasıdır. Herkes problem yaşar ve bunlarla karşı karşıya gelir. Aynı sorunu yaşayan herkeste depresyon görülmediği gibi, bir insan daha büyük problemler yaşadığı dönemde depresyon geçirmeyebilir. Sorunlar ve dertler depresyona neden olmaz. Sadece kalıtsal olarak yatkınlığı olan kişilerde depresyonu ortaya çıkaran bir risk faktörüdür.
Psikoterapi danışanla sohbet etmek ve nasihat vermek değildir.
Psikoterapi konuşma terapisidir. Nasihat vermek ve sohbet etmek değildir. Çok çeşitli terapi yaklaşımı teknikleri içeren bir süreçtir. Bilişsel terapilerde danışanın geçmişten gelen ve bugünkü düşünce hatalarına neden olan inançları, negatif düşünce kalıpları saptanır ve alternatif düşünce üretme bunu test etme yöntemiyle değiştirilir. Davranışçı terapilerde belli davranışsal ödevler ile danışanın davranış kalıbı değiştirilmeye çalışılır. Bilişsel ve davranışçı terapide bu iki süreç birlikte ilerler. Yani terapide yalnızca danışanı konuşturup rahatlatmak değil, terapi sonunda belli bir çözümleme ve değişimi gerçekleştirmek amaçlanır.