Türkiye’de sağlık psikolojisi alanındaki uygulamaları ele alacak olursak belirli konulardan birer spesifik çalışma örneği vermek yerinde olacaktır:
“Ev Kazalarını Önleme Eğitimi” programı: Bu çalışma, AÜTF Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Sosyal Pediyatri Bilim Dalı, Ana-Baba Okulu kapsamında düzenlenmektedir. Çalışmanın bilimsel kısmı, eğitim programının değerlendirilmesini içeren bir uygulamalı araştırma ile eğitimde yararlanılan kuramsal yaklaşımın geliştirilmesine yönelik biri niceliksel, diğeri niteliksel iki görgül araştırmayı içermektedir. Eğitim programının hedefleri: 1) Ev ve ev çevresindeki fiziksel ortamlarda kazaların engellenebilmesi için alınabilecek önlemler konusunda bilgilendirme, 2) Ev ve ev çevresinde çocuklarla beraber yaşarken ana-babaların bazı alışkanlık ve davranışlarını değiştirmelerinin kazaların önlenmesindeki öneminin vurgulanması, 3) Çocuklara kendilerini tehlikelerden koruyucu önlemlerin ne zaman ve ne şekilde öğretilebileceğinin açıklanması ve 4) Ev ortamında çocuğun başına bir kaza gelmesi durumunda uygulanabilecek ilk yardım ve çocuğun en yakın sağlık kuruluşuna ulaştırılması konularında bilgilendirme olarak saptanmıştır. Yapılan bilgilendirmeler şöyle özetlenebilir: 1) Risk tamamen yok edilemez ama riski tanımlamak ve azaltmak elimizdedir. 2) Çocuklarımıza özen göstermenin pratik ve yararlı yolları vardır, çevrelerindeki riski azaltma çabası bunlardan birisidir. 3) Çocuklarımıza özenmek, daha geniş anlamda diğer ilişkilerimize ve yaşantımıza özenmek anlamına gelir. Çalışmada eğitim sonrası katılımcıların kendi ortamlarındaki riskleri tanımlamalarını, bunları azaltmak amacıyla fiziksel çevrelerini veya riskli alışkanlık ve davranışlarını değiştirmelerini sağlayacak bir ev ödevi (bir aylık iş takvimi) tasarlanmış ve sonrasında evlerini ziyaret etmek için izinleri istenmiştir. En az bir ay aradan sonra yapılan ev gezileri katılımcıların kaza güvenlik önlemleri eğitimleri için ikinci bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Bu gezilerde ayrıca evin güvenlik derecesini saptamak üzere geliştirilen çizelgeler yardımıyla etkileşimli eğitim programının broşürlerden yararlanılan diğer yaygın eğitim desenlerine göre etkinliği değerlendirilmiştir. Eğitim sırasında veya ev gezilerinde katılımcıların yanıtladığı diğer bazı kısa formlar aracılığıyla da çalışmanın kuramsal araştırma deseninde kullanılacak olan risk algısı, kaygı-tehlike durumunda başa çıkma algısı, çocuğun algılanan mizacı gibi bazı değişkenler saptanmış olmuştur. Son olarak, bu gezilerden elde edilen bir diğer veri, doğal ortamlarında katılımcılar ile eğitim ekibinin etkileşimlerinin sözel yansıması olan konuşmalarının izin alınarak gerçekleştirilen teyp kayıtlarıdır. Bu konuşmaların niteliksel araştırma prensiplerinden yararlanılarak çözümlenmesi ve analizi sonucunda yanıtına ulaşmak istenen araştırma sorusu ise, verilen eğitime ve katılımcıların tüm gönüllü çabalarına karşın ev ortamlarında çocukları için kaza riski taşıdığını saptanan bazı değişmez-kaçınılmaz olarak adlandırılan özellikler için öne sürdükleri gerekçelerin neler olduğu sorusudur. Biz neyle savaşıyoruz, daha nelerle savaşmalıyız sorularına bu çalışmada bulunacak yanıtların gelecekte yapılacak çocuk güvenliği araştırmaları için yol gösterici olacağı düşünülmektedir (Usübütün, 2003).
Sağlık Davranışları ve Alternatif Tedavi Kullanımı: Genel olarak bakıldığında Türkiye’de bireylerin sağlık davranış örüntülerine ilişkin daha önceden yapılmış bir durum saptama çalışması bulunmadığı dikkati çekmektedir. Tamamlayıcı/Alternatif Tıp (TAT) kullanımına dair Türkiye’de yapılan araştırmalar, çoğunlukla kanser hastalarıyla yapılmıştır. Kanser hastaları dışında, yetişkinlerin bu tür tedaviler konusundaki bilgi ve kullanım düzeylerine ilişkin çalışmalar ise oldukça sınırlıdır. Türkiye’nin Doğu bölgesinde yaşayan yetişkinlerle yapılan bir çalışmada (Tan ve ark., 2004) örneklemin %70’inin TAT yöntemlerinden birini kullandığı ve bitkisel tedavinin en sık kullanılan TAT yöntemi olduğu belirlenmiştir. Dermatoloji kliniğine başvuran bir grup hastada ise, alternatif tedaviler hakkındaki bilgi sahibi olanların oranı %60, bir ya da daha fazla alternatif tedavi uygulamış olanların oranı ise %36 olarak saptanmıştır (Özeren ve ark., 2004). Araz, Harlak ve Meşe (2007) tarafından gerçekleştirilen çalışma, toplumumuzdaki bireylerin sağlık konusundaki algılamalarını ve sağlık davranışlarını ortaya koymak, ayrıca tamamlayıcı/alternatif tıpla (TAT) ilgili bilgi ve davranışlarını inceleyerek sosyo-demografik özellikler açısından karşılaştırmalar yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, İzmir’in çeşitli semtlerinde yaşayan ve farklı sosyo-ekonomik düzeylerden yaşları 18 ile 80 arasında değişen toplam 1000 kişilik bir yetişkin grubu ile gerçekleştirilmiştir. Sağlıklı olma örneklemin %39.1’i tarafından “ruhsal ve bedensel açıdan kendini iyi hissetmek” şeklinde tanımlanmaktadır. Katılımcıların sağlığı koruyucu davranışlardan yeterince haberdar olduğu ve uygulamaya çalıştığı saptanmıştır. Sağlık durumu, sağlık davranışları, doktorlardan memnuniyet ve TAT konusundaki bilgi kaynakları bazı sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaşmaktadır. Katılımcıların yarısı herhangi bir hastalık durumunda tedavi için sadece doktora gitmekte ve tıbbi tedavi uygulamakta, 1/3 kadarı doktora gitmenin yanı sıra başka tedavi yolları da aramaktadır. Düzenli olarak en çok kullanılan TAT türü dua okuma’dır (%31). TAT yöntemleri hakkındaki bilgi kaynakları sırasıyla TV-radyo (%76.6); kitap, dergi, gazete (%76.1) ve bu yöntemleri kullanan kişilerdir (%53.3). TAT’a en fazla kas-iskelet sistemiyle ilgili hastalıklarda ve psikolojik sorunlarda başvurulmaktadır. Herhangi bir hastalık durumunda hem doktora gidip hem de alternatif tedaviden yararlanan kişilerin %25.7’si bunu doktoruna açıklamadığını belirtmiştir (Akt: Araz, Harlak ve Meşe, 2007).
Türkiye’de Üreme Sağlığı Programı (AB Projesi): Sosyoloji Derneği’nin Türkiye’de HIV/AIDS ile mücadele için yapılan projeleri derlediği raporunda, Türkiye’de Üreme Sağlığı Programı (AB Projesi) aktarılmaktadır. Bu projenin amacı Türkiye’de özellikle kadınlar olmak üzere nüfusun cinsel ve üreme sağlığı statüsünü geliştirmektir. Bu projenin özel amaçları cinsel ve üreme sağlığı ile ilgili hizmet kullanımını artırmak ve insan hakları ve tercihlerini daha iyi destekleyecek politika koşullarını geliştirmektir. Bu program mevcut hizmetlerin kalitesini ve hizmetlere erişimi arttırmayı amaçlayan Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması için Ulusal Stratejisinin uygulanmasında Sağlık Bakanlığı’na doğrudan destek vermektedir. Bahsedilen bazı programlar tarafından fonlanan projeler aşağıdaki gibidir ve bu rapordan aktarılmıştır:
- Annelik ve Yenidoğan Sağlık Konularında Toplum Farkındalığını Artırma için Kitle İletişim Araçları Kampanyası: Bu program cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS’i kapsamaktadır. Sağlık Bakanlığının il Sağlık Laboratuarlarına ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’ne laboratuar araçları sağlamayı ve bu laboratuarlarda HIV/AIDS testlerinin yapılmasını desteklemektedir.
- Türkiye’de Cinsel Yolla Bulaşan hastalıklar ve HIV hakkında araştırma: En son olarak Sağlık Bakanlığı, Küresel Fon tarafından desteklenen “Türkiye’de HIV/AIDS’in Önlenmesi ve Desteklenmesi Projesini” (2005-2007) yürütmüştür. Bu proje seks işçilerini, enjeksiyonla uyuşturucu kullananları, erkek erkeğe ilişkiye girenleri ve mahkumları kapsamayı amaçlamaktadır. Bu projenin amacı, seks işçilerinin, uyuşturucu kullananların ve homoseksüellerin koruyucu hizmetlere ulaşımlarını artırmaktır; gönüllü danışma hizmetlerine halkın erişimini sağlama, HIV/AIDS ile yaşayanlara psiko-sosyal destek hizmetlerine ulaşmalarını sağlama, HIV/AIDS ile yaşayanlara hukuksal destek sağlamak için yasaları iyileştirmek ve hapishanelerde HIV’i önleme programlarına erişebilirliği arttırmaktır. Bazı devlet ve sivil toplum kuruluşları şu anda bu projeye katılmış durumdadırlar: Deri ve Zührevi Hastalıklar Dispanseri, Yeni Sağlık ve Eğitim Derneği, DOKARGENÇ (Doğu Karadeniz Bölgesi Gençlik Derneği), Pozitif Yaşam Derneği, KAOS-GL (Gay-Lezbiyen Derneği), KLIMIK (Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği), HRDF (İnsan Kaynakları Gelişim Fonu). HIV ile yaşayan kişileri destekleme projeleri “HIV/AIDS Önleme ve Destek Programı” çerçevesinde yürütülmesine rağmen, HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin refahı günümüz siyasetlerinin önceliği değildir. Ancak 2007-2011 Ulusal Eylem Planı için hazırlanan taslak raporu tedaviye erişim, danışma hizmetlerinin, hukuksal ve sosyal desteğin güçlendirilmesi girişimlerini içermektedir. Taslakta yer alan konular şunlardır: Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve HIV/AIDS için daha güçlü bir kayıt sistemi, ulusal kayıt ve değerlendirme planı, anneden çocuğa HIV transferini önleme hizmetleri, risk grupları için önleyici hizmetler. Fakat ne yazık ki hala Ulusal Eylem Planı bitirilememiş ve açıklanmamıştır.
Engelli Çocukları Olan Anababaların Algıladıkları Stres, Sosyal Destek ve Yaşam Doyumlarının İncelenmesi: A.B.D.’de son yasal değişiklikler 0-3 yaş arasındakilere erken eğitim programlarının yanısıra bireyselleştirilmiş aile hizmet planlarının geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Yani yasalar, artık çocuğu merkez alıp ona odaklaşmak yerine, bir bütün olarak ailenin gereksinimlerinin değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Ülkemizde özel eğitim hizmetlerinin aileleri de içermesi gerekliliğinin, 30.5.1997 tarih 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 18.1.2000 tarih ve 23937 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan M.E.B. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği ile yürürlüğe girdiğini ve henüz çocuk odaklı olduğunu görmekteyiz. Ülkemizde özel gereksinimli çocuklara yönelik eğitim politikalarının bu noktada yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasalarda, farklılıkları olan bireylere yönelik hizmetlerin bebeklik ve erken çocukluk dönemlerine odaklandığı bilinmektedir. Kaner (2001-2003) tarafından yürütülen bu projenin bazı bulguları da bu anlayışı desteklemektedir. Bu nedenle, ailelere, özellikle de erken çocukluk yıllarında olmak üzere, aile işlevlerini desteklemek ve güçlendirmek için ve ailenin istendik kaynaklarını ve başa çıkma yeterliliklerini artırabilmek için aile merkezli destekler verilmesi gerekmektedir. Yetersizliği olan çocuğa verilecek hizmetlerin etkili olabilmesi için, öncelikle ailenin gereksinimlerinin, aile işlevlerinin, aile içi dinamiklerin, yaşadığı zorlanmaların, başa çıkma mekanizmalarının, sahip olduğu içsel ve dışsal kaynakların ve bunların etkileşimlerinin çok boyutlu olarak incelenmesi ve müdahale ve eğitim hizmetlerinin de bu doğrultuda planlanıp yürütülmesi gerekmektedir. Yapılan araştırmanın en önemli bulgularından biri, özellikle bakım desteğinin anne ve babalar için önemli olmasıdır. Ülkemizde anne ve babalar bu tür destekleri ancak yakın çevrelerinden alabilmektedirler. Bu nedenle de özellikle annelerin kendilerine zaman ayırmalarını, topluma katılımlarını, geçici de olsa çocuklarının bakım sorumluluğundan onları kurtaracak ve yaşama daha olumlu bakmaların sağlayacak bakım desteklerinin kurumsallaştırılması gerekmektedir (Akt: Kaner, 2004).
Sonuç olarak; sağlık psikolojisinde yapılan uygulamalar oldukça fazladır, ancak niteliğinin arttırılması ve kuramsal ile sınırlı kalmayıp, ilgili yönetimlerle işbirliği içerisinde uygulanabilmesi Türkiye’de henüz pek mümkün görünmemektedir.
Yurdakul (2006), sağlık psikolojisi ve geleceği adlı yazısında, alanda Türkiye’de yaşanan sıkıntılara ve bunun giderilmesinin gerekliliğine dikkati çekmektedir. Aşağıda buna ilişkin bilgiler yazardan aktarılmıştır:
“Sağlık psikolojisinin bugün karşılaştığı en büyük zorlukların başında, tıbbi ortamlarda kabul görmek gelmektedir. Bu zorluğun sebebi, psikologların 1970’lerin öncesinde fizyolojik sistemler, tıbbi hastalıklar, tedaviler ve hastane protokolü hakkında çok az eğitim almış olmalarıydı. Oysa bugün sağlık psikologları hastane ortamında çalışırken gerekli olacak bilgileri öğrenmektedirler. Ayrıca, her geçen gün daha çok hekim, hastanın sağlığında, iyileşmesinde ve rehabilitasyonunda psikolojik faktörlerin önemini kavramaktadır. Bugün Türkiye’de sağlık psikolojisi alanında çalışma yapan psikologların sayısı, iki elin on parmağını geçmez. Henüz psikoloji alanında, bu konuda eğitimli psikologların olmaması yüzünden, lisansüstü düzeyde eğitim verilemiyor. Klinik psikoloji içinde yetişmiş ama bu alana ilgi duyan birkaç psikoloğun kişisel çabalarıyla, bu alan öğrencilere tanıtılmaktadır. Bu yönde atılacak ilk adım, psikologların, hastalık öncesi ve sonrası yaşam alışkanlıkları, sağlıklı davranışların kazandırılması, sağlık bakımı gibi konularda daha çok araştırma ve uygulama yapması ve alanı tanıması olmalıdır. Ancak, uzman sağlık psikoloğu olmak için hem akademik hem de uygulamalı olarak verilen bir programdan geçmek esastır.” (Yurdakul, 2006).
Kaynaklar
Araz A, Harlak H, Meşe G. Sağlık davranışları ve alternatif tedavi kullanımı. Kor Hek. 2007; 6(2):113.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Doğu Avrupa ve BDT Projesi (2007). Türkiye’de
HIV ile yaşayan kişilerin hassasiyet/savunmasızlık araştırması/değerlendirmesi, Sosyoloji Derneği, Ankara.
Groene O, Garcia-Barbero M. eds. Health promotion in hospitals. Evidence and quality
management. Copenhagen, WHO, Regional Office for Europe, 2005
Kaner, S. (2004). Engelli çocukları olan anababaların algıladıkları stres, sosyal destek ve yaşam doyumlarının incelenmesi. T. C.Ankara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi Kesin Raporu, Ankara.
Okyayuz, Ü. H. (1999). Sağlık Psikolojisi:Giriş. Ankara: Türk Psikologlar Derneği.
Oscamp, S. (1991). Applying social psychology - yes or no?, In Oscamp, S. (Ed.), Applied social psychology (syf. 1-15). Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall. Peterson, C.
Usubütün (2003). Sağlık Psikolojisi ve Koruyucu Sağlık Çalışmaları, C. Ü. Tıp Fakültesi Dergisi 25 (4), 2003
Yurdakul (2006). http://www.psikolog.org.tr/articles_detail.asp?cat=4&id=31, TPD internet
sitesi.